PCS Haşere Böcek İlaçlama

Başakşehir Haşere Böcek İlaçlama Hizmetleri

İkitelli İOSB Bölgesi‚ Kayaşehir
Firma Açıklaması:

BİZ KİMİZ?

Biz‚ sağlıklı ve temiz bir ülkede yaşamak için projeler üreten‚ dünyada ilaçlama işinin nasıl yapıldığını durmadan araştıran‚ ilaçlama sektörüne yenilikler getirmek isteyen bir kuruluşuz. Böcek ilaçlama hedeflerimizden sadece bir tanesi‚ daha önemlisi ilk adımı.

NEDEN VARIZ?

Cevabı çok basit. İlaçlama konusu hem insan‚ hem de toplum sağlığı açısından çok önemli. Böyle olmakla birlikte‚ nedendir bilinmez‚ ilaçlama uygulamaları genellikle bilimsellikten uzak‚ yasal olmayan kişiler tarafından yapılmaktadır. Amacımız‚ getirdiğimiz yeniliklerle böcek ilaçlama sektörüne de dünya standartlarını getirmek. Hatta bir adım daha öteye gidip yepyeni ilaçlama modelleri yaratmak.

NE YAPARIZ?

Evinizde ya da işyerinizde sağlıklı‚ hijyenik ve korkmadan yaşayabilmeniz için üzerimize düşen her şeyi yaparız. Mesela evinizi ya da işyerinizi her türlü böcekten arındırmak için çalışırız. Yaşam alanlarınızda görmeyi istemediğiniz kısacası hayatınızı paylaşmak istemediğiniz böcekleri ve kemirgenleri profesyonel ilaçlama metodlarıyla sizden uzakta tutarız.

NASIL YAPARIZ?

Bilgiyle‚ bilimle‚ teknolojiyle‚ özenle ve güvenle. Çalışanlarımız mesleki bilgilerini durmadan yeniler. İlaçlama teknisyenlerimiz Kurallara eksiksiz uyar. İlaçlarımız dünyada yeterliliği defalarca kanıtlanmış‚ yerel ve uluslar arası kuruluşlarca onanmış‚ güvenlik sertifikalı ürünlerdir.

HAMAM BÖCEĞİ

Hamam böceği‚ Blattodea (bazen Blattaria ismi de kullanılır) takımını oluşturan böcek türlerine verilen ad. Takımın isimleri Yunanca blatta sözcüğünden türemiştir. Sözcüğün anlamı “hamam böceği”dir. 6 farklı familyada yaklaşık 3.500 tür bulunmaktadır. Hamam böcekleri‚ 2.000 metreden daha yüksek yerler ve kutup bölgeleri dışında‚ dünyanın her yanında bulunurlar.Çok dayanıklı hayvanlardır.Radyasyona direnç gösterirler‚ yemek ayrımı neredeyse hiç yapmazlar‚ plastik bile yerler. Kafaları kopunca yaklaşık 9 gün yaşayabilirler.

MORFOLOJİSİ

Vücudu dorso-ventral yassıdır. Ayak ve antenleri uzundur. Blatella germanica 1‚5 cm kadar uzunluktadır. Rengi kahverengidir. Erkek ve dişilerde kanatlar vücut hizasını geçer. Blatella orientalis 2‚5 cm kadar uzunluktadır. Rengi siyahtır. Dişilerin kanatları rudimenterdir. Erkeklerde vücudun 2/3?üne kadar uzanır. Periplanata americana’nın boyu 3 cm kadardır. Erkek ve dişilerde kanatlar vücut hizasını geçer‚ rengi kahverengidir.

KONTROL

Parazit değildir. Fakat çeşitli hastalık etkenlerini mekanik taşıyıcıklık veya arakonaklık yaparlar. Hamam böcekleri‚ kolera‚ tifo‚ verem‚ basilinin‚ Entamoeba coli‚ E. histolyrica‚ Balantridium coli‚ Giardia intestinalis kistlerinin yayılmasında mekanik taşıyıcı olarak rol oynar.

Kontrolü güçtür. Çünkü çok çabuk ürerler. Kontrolde üç noktaya dikkat edilmelidir:

Gizlendikleri duvar çatlakları ve benzeri yerler tıkanır.
Çöp ve gıda açıkta bırakılmaz. Gıda artıkları temizlenir.
Kontrolde en pratik yol ilaç kullanmaktır. Kalıcı etkili ilaçların saklandıkları yerlere püskürtülerek uygulanması gerekir. Fakat yumurtalardan yeni çıkacakları öldürmek için ilaç 2 ay sonra tekrarlanmalıdır. Haşereyle mücadelede ilaçlı yem tuzakları da kullanılmaktadır.
Türler

Türkiye’de üç türü bulunur: Blatella germanica‚ Blatella orientalis‚ Periplanata america’dır.

ALMAN HAMAMBÖCEĞİ

Kuru ve sıcak yerleri sevdiği için“kalorifer böceği” diye adlandırılır. Hamam böcekleri arasında en hızlı üreyen türdür. (Bir çift Alman Hamam Böceği bir sene içinde 35.000 yavru üretebilir.) Her bir yumurta kapsülünde 40-48 arasında yumurta bulunur ve nimfler uygun şartlarda (sıcaklık‚ rutubet) 45 günde yetişkin hale gelir.

Her türlü pisliği‚ mikrobu taşır ve bulaştırırlar. Gıdaya‚ suya ve sıcağa ihtiyaç duydukları için insanın olduğu her yerde yaşayabilirler. Evlerde ilk yerleştikleri mekanlar mutfak ve banyolardır. Günün yaklaşık 18 saatini yuvalarında‚ delik ve çatlaklarda saklanarak geçirirler‚ karanlığı sever ve geceleri aktif hale geçerler. Yediğimiz her şeyi‚ kağıt ve kumaş gibi de yemediğimiz bir çok şeyi yiyebilirler. Ama en çok nişastalı ve şekerli gıdaları severler. Antenleri çok küçük miktarlardaki nem ve yiyeceği tespit edebilir. Çok dayanıklıdırlar‚ Bilinçsiz yapılan amatör mücadeleler ilaçlara karşı çok çabuk direnç kazanmalarına neden olur. Oldukça hızlı hareket ettikleri söylenebilir. Bir gecede yaklaşık 4‚5 km yol kat edebilirler. Marketten aldığınız ufak bir poşet içinde veya bir yumurta paketinde evinize gelebilir. Pazardan aldığınız sebzelerle veya kargo kolileri ile fark edilmeden taşınabilirler.

Dizanteri‚ gıda zehirlenmeleri‚ verem‚ gastroenteritis‚ antrax‚ pnömoni‚ hepatit‚ mantar hastalıkları‚ astım‚ alerjik reaksiyon gibi hastalık mikroplarını taşır ve bulaştırırlar.

Orijinleri Tropiklerdir. Avrupa’nın başlıca haşere türü olan Alman Hamamböceği‚ tüm dünyada yaygın olarak bulunmaktadır. Daha çok evler‚ mutfaklar‚ restoranlar ve gemilerde bulunurlar. Sıcak‚ nemli‚ karanlık ve rahatsız edilmeyecekleri yerlerde yuvalanırlar. Elektrikli cihazların motor kısımları‚ gıda depoları‚ duvarlardaki yarık ve çatlaklar‚ dolap ve raf arkaları‚ mutfak tezgahlarının alt kısımları‚ elektrikli ekipmanlar vb. yerlerde yaşamayı tercih ederler. Yatay ve dikey yüzeylerde hareket edebilirler. Hemen her yerde görmek mümkündür. Bulundukları yer keşfedilmedikçe temizlenemezler.

AMERİKAN HAMAMBÖCEĞİ

Kanatlı‚ kırmızımsı kahve renginde en büyük hamam böceği türüdür. Boyları 4 cm’ye kadar ulaşabilir. Her mevsim üreme kapasitesine sahip olan bu türün yumurta paketleri içinde ortalama 15 yumurta bulunur. Çoğunlukla koloniler halinde yaşarlar‚ ortam koşullarına göre ortalama 15-16 ay yaşayabilirler. Sıcak‚ nemli ve pis yerleri severler.


ŞARK (ORYANTAL) HAMAMBÖCEĞİ

Halk arasında “Kara Fatma” olarak da bilinir. Boyları genellikle 1 – 1.5 cm arasında değişir. Erkek ve dişiler birbirlerinden şekillerine göre yapılır. İnce yapılı olanlar erkek‚ oval olanlar dişidir. Ömürleri diğer türlere göre daha kısadır. Ortalama 6 ay. Diğer türler gibi her şeyi yiyebilirler. Hatta kendi türlerinin ölülerini bile.

LYCOSA TARANTULA

Lycosa tarantula‚ adını İtalya’nın Taranto kentinden alan bir örümcektir. Aslında bir kurt örümceğidir. İsmi Roma döneminde Taranto kentinde tarihi ve kültürel nedenlerden dolayı yapılan ve bu örümceğe adanan tarantism adı verilen bir tarikat inanışı içerisinde yer alan tarantella isimli danstan gelmektedir. İnanışa göre bu dans Lycosa tarantula (kurt örümceği)’nin ölümcül etkilerini azaltacak ve bir çeşit terapi görevide yapmış olacaktı. Tarantella olarak bilinen bu dans sembolik olarak halen italya’da oynanmaktadır. Lycosa tarantula (Kurt örümceği) günümüzde Tarantula olarak sınıflandırılan eklembacaklı ailesinden ayrı ve farklı bir ailedir. Diğer kurt örümceklerinde olduğu gibi yavru (sling) örümcekler kendi başlarına hayatta kalmayı başarabilecekleri döneme kadar annelerinin sırtında yaşamlarını sürdürürler.(bknz:sağ üst foto) Annelerinden ayrılacak ergenliğe geldiklerinde dağılır ve her biri kendi yuvalarını hazırlar. Bu örümcekler kış boyunca yuvalarında kış uykusunda yatmaktadırlar. Erkekler 2‚ dişiler 4 yıl civarı yaşar. Gece aktif olurlar ve avını pusu kurarak yakalamayı tercih ederler.

ÖRÜMCEK

Örümcek‚ eklembacaklıların örümceğimsiler (Arachnida) sınıfının örümcekler (Araneida) takımından türlerine verilen genel ad. Hemen hemen dünyanın her tarafında yaşarlar. 63.000 kadar türü vardır. Baş ve göğüs kaynaşmıştır. Karın‚ göğüse ince bir bel (pedisel) ile bağlanmıştır. Aynı büyüklükte başka bir canlının beli bu kadar ince değildir. İçinden sindirim borusu‚ kan damarları nefes boruları ve sinir sistemi geçer. Örümceklerin boyları‚ birkaç cm’den 35 cm’ye kadar değişir. Ağızlarının önünde iki zehir çengeli (keliser) ve iki his ayağı (pedipalp) yer alır. Göğüslerinde ise‚ gelişmiş dört çift yürüme bacağı vardır. Uçları‚ tarak gibi dişli iki çengelle sonlanır. Örümcek bu organları sayesinde ağ üzerinde rahatça dolaşır. Bir kısmı ileriye‚ geriye ve yanlara doğru yürüyebilirler. Çoğunun başında 3 veya 4 çift osel (basit) göz bulunur. Gözlerin dizilişi‚ sınıflandırmada önemli bir özelliktir. Yuvarlak olan karın kısmı yumuşak ve esnek olup‚ alt kısmında solunum delikleri‚ ipek bezleri‚ anüs ve cinsiyet organları yer alır.

GENEL ÖZELLİKLERİ

Örümcekler‚ yırtıcı hayvanlardır. Birbirlerine saldırmaktan çekinmezler. Avları çok çeşitlidir. Çoğu‚ böceklerle beslendiklerinden faydalı sayılırlar. Bazı tropikal türler amfibyum‚ sürüngen‚ küçük kuş ve memeli gibi omurgalıları avlarlar. Örümceklerin hepsi avlarını yakalamak için tuzak ağları kurmaz. Bir kısmı avlarını kovalayarak veya üzerlerine sıçrayarak yakalar. Suda böcek‚ kurbağa ve balık avlayanlar da vardır. Yakaladığı avını‚ kıskaçlarına açılan zehir salgısı ile felce uğratır. Sonra ısırarak avının iç organlarına‚ eritici enzimler ihtiva eden tükrük salgısını akıtır. Kısa bir zaman zarfında‚ avın iç organları eriyerek sıvı haline gelir. Örümcek‚ emici midesini bir pompa gibi kullanarak bu sıvıyı emer. Av‚ kısa bir sürede içi boş kabuğa döner. Örümcek‚ bu boş kabuğu ya olduğu yere bırakır veya başka bir yere atar. Böcekler‚ küçük kuşlar bu avlar arasındadırlar.

Örümceklerin böceklerden ayrılan birçok özelliği vardır. Böceklerin çoğu kanatlı olduğu halde‚ örümcekler kanatsızdır. Böceklerde 6 bacak olmasına karşılık örümceklerde 8 bacak vardır. Antenleri olmadığından‚ ağız önündeki pedipalpler bu görevi üstlenirler. Dış görünüşleri bacağa benzediğinden duyu bacakları da denir. Üzerleri duyu algılayıcı tüylerle kaplı olup‚ dokunma‚ tad alma ve çevreyi koklayıp araştırma gibi görevler yaparlar. Üreme dönemlerinde erkeklerde spermaları biriktirip dişiye aktaran bir kopulasyon (çiftleşme) organı olarak da iş görürler. ve her tehlikeye karşı sperleri vardır. Örümceklerde trakealar (solunum boruları)‚ akreplerde olduğu gibi karın altında kitap akciğerleri tipindedir. Kitap yaprakları şeklindeki deri kıvrımlarından dolayı solunum organları bu adı alır. İki veya dört tane kitap akciğerleri vardır.

KARASİNEK

Karasinek (Musca domestica)‚ uzunluğu 5-8 mm arasında değişen‚ rengi genel olarak koyu gri ve siyah olan ve uçabilen bir sinek türü. Pis yer‚ temiz yer‚ açık alan‚ kapalı alan arasında ayrım gözetmeden hemen hemen her yerde yaşayabilir.

Karasinekler yumurtalarını dışkılara‚ çöplüklere‚ özellikle sıcak ve nemli yerlere bırakırlar. Yumurtalar bir günden kısa bir sürede çatlar ve larvalar çıkar. Larvalar bir iki hafta içinde pupa evresine girerler. Pupa evresinde başkalaşmaya uğrayarak birkaç günde kanatlı erişkin biçimlerini alırlar.

LAVRALARI

0.5-1 cm boylarındadır. Çöp ve gübre gibi nemli organik madde bulunan yerlere 100-150 tanesi yığın halinde yumurtalarını bırakır. Çıkan larvalar organik maddelerle beslenir ve sıcak havada ortalama 7-8 günde sinek olarak uçar. Çok çabuk ürerler. Her türlü gıda ve çöp artıklarıyla beslenirler ve ortalama 3 km uçarak çevrede insanların yaşadığı her yeri istila ederler ve vucutlarında çok çeşitli hastalık mikropları taşıdığı için her dolaştığı şeye mikrobu bulaştırırlar. Zira her 5 dakikada bir gezdiği yerlere dışkı bırakırlar. Kolera‚ diyare‚ dizanteri‚ hepatit‚ çocuk felci‚ gıda zehirlenmeleri‚ selmonellosis‚ verem gibi hastalıkları bulaştırır.

PİRE (PARAZİT)

Pire‚ Siphonaptera takımını oluşturan kanatsız‚ küçük‚ kan emici 1.600 dolayında böcek türüne verilen genel bir addır. Tropik‚ astropik ve ılıman bölgelerden kutup bölgelerine kadar yayılmış olan bu böcekler özelleşmiş vücut yapıları sayesinde memelilerin ve kuşların derisine tutunarak kanlarını emer‚ konakları arasında yer değiştirirken son derece tehlikeli hastalıkları da bulaştırabilir. Vebanın insanlara bulaşmasında baş rolü oynayan keme piresi (Xenopsylla cheopis) ve akrabaları ortaçağda Avrupa nüfusunun yaklaşık dörtte birinin ölümünden sorumludur. Pireler dış parazitlerdir. Memelilerin ve kuşların kanlarını emerek yaşamlarını sürdürürler. Boyları 1‚5 milimetreden 3‚3 milimetreye kadar değişiklik gösterir. Hızlı hareket edebilen genelde koyu renkli canlılardır. Genellikle köpek‚ kedi‚ insan‚ tavşan ve kümes hayvanlarında bulunurlar ve ısırdıkları yerleri uyuşturmak için kullandıkları salgı kaşınıtı yaratır. Alerjik reaksiyon gösterildiği takdirde deride kızarıklıklar oluşur. Taşıdıkları Yersinia pestis adlı (bakteri) insanlara bulaştığında ölümcül hıyarcıklı veba hastalığı meydana gelebilir.

SALYANGOZ

Salyangoz‚ yumuşakçalar (Mollusca) şubesinin Orthogastropoda sınıfındaki kabuklu kara hayvanlarının ortak adı.

Salyangozlar‚ tatlısularda‚ denizlerde ve bütün çevrede görülebilen hayvanlardır. Nemli yerlerde bulunurlar ve yağışın bol olduğu ve havanın tam soğumadığı sonbahar aylarında sürekli görülürler. Vücutlarında bol miktarda su bulunduğu için çok soğuk havalarda donarlar. Çok sıcak havalarda ise su kaybederek kuruyabilirler. Geçtikleri yerlerde iz bırakmalarını sağlayan parlak renkli sümüksü bir sıvı üretirler. Kabuklarıyla gövdelerinin arasındaki kurumuş sümüksü sıvı‚ vücutlarındaki nemi kaybetmemelerini sağlar. Kışın toprak altına ya da ağaç kovuklarına girerek etkinliklerini azaltırlar. Yazın çok sıcak olduğunda da benzer şeklide davranırlar. Çoğunlukla otçul olmakla beraber‚ etçil ya da omnivor olabilirler.Salyangozlar en çok yağmur yağdığında ortaya çıkarlar. Ayrıca salyangozlar yenilebilir.

Genelikle otçul olanlar‚ bitkinin taze sürgünlerini yediği için zarara sebep olabilirler. Çiftçiler ürünlerini salyangozlardan korumak için çeşitli yöntemlere başvurular. Az sayıda oldukları takdirde‚ toplanıp uzak bir yere götürerek ya da çok olduklarında bahçe duvarlarına‚ sebze aralarına‚ ağaçlara sarımsak suyu dökerek ya da sarımsak asarak uzak kalmalarını sağlarlar. Kullanılan diğer bir yöntem ise‚ bakır şeritler asmaktır. Bakır şeritlerin salyangozların salgıladığı sümüksü maddeyle etkileşime girerek bir elektrik akımı oluşturduğu ve uzaklaşmalarına neden olduğu düşünülmektedir.

Salyangozlarla beslenen çok sayıda hayvan vardır. Kuşlar‚ küçük memeli hayvanlar‚ kertenkeleler‚ kurbağalar‚ kırkayaklar‚ böcekler ve bazı büyük salyangoz türleri salyangozlarla beslenen canlılardandır.

TAHTA KURUSU

Yetişkinler beslenmezler sadece ürerler. Dişiler yumurtalarını tahtadaki boşluklara veya uygunsa tahta içindeki eski boşluklara bırakırlar. Yumurtalar birkaç hafta kuluçkada bekler ve her birinden 1 mm uzunluğunda‚ krem rengi‚ C şeklinde larvalar çıkar. Larvaların çıkabilmesi için 3 veya 4 yıl geçmelidir‚ takip etme yetenekleri vardır bazıları otla bazıları ise kırık tahta parçaları ile beslenirler

Tahta kurusu yumurtlama yöntemi ile çoğalır. Erkek tahta kurusu dişiyi ayırt edemez. Bu yüzden tahtakurusunda çift cinsiyet görülebilir. Tahta kurusu yumurtalarını yatak‚ kanepe altlarına‚ kanepe‚ koltuk dikişlerine bırakır. Tahta kurusunun bıraktığı yumurtalar uygun ortam ve sıcaklıkta açılır‚ yavrular çıkar.
Tahtakurusunun bilinen 75 türü bulunur. En çok rastlanan tahtakurusu (cimex Lectularius) Orta Afrika’da görülen Cimex rotundadus türüTahta kurusu nasıl beslenir? Tahta kurusu kan emerek yaşar. Gece olduğunda ortaya çıkar ve insanların kanını emer. Ağzından çıkardığı hortumu ile derinin hassas yerinden girer‚ ağzından salgıladığı sıvı kanın pıhtılaşmasını önler. Bu sıvı dokuları da uyuşturduğundan insanlar tahtakurusunun ısırdığını anlamaz. Kendi ağırlığını 4-5 katı kan emen tahta kurusu emdiği kanı zor hazmeder.

YILAN

Yılan‚ pullular (Squamata) takımının yılanlar (Serpentes) alt takımını oluşturan‚ yerde sürünerek hareket eden‚ pullu‚ uzun hayvanların ortak adı.

Yılanlar‚ genellikle üç metre öteyi göremezler. Koku almada burun deliklerini değil dillerini kullanırlar. Uzun ve çatallı dillerinin her iki ucu havadan ve yerden gelen kimyasal kokuları alır. İçeri çekildiğinde dil ucundaki kokular damaktaki jakobson organında duyu haline dönüştürülür. Engerek yılanları zehirledikleri avının izini dilleriyle takip ederler ve ölüsünü bularak yutarlar. Yılanların burun delikleri‚ ağız kapalıyken alt çenedeki hava borusunun üzerine geldiğinden ağızlarını açmadan solunum yaparlar. Avlarını yutarken ağız açık olduğundan burun deliklerinin hava borusuyla ilgisi kesilir. Böyle zamanlarda‚ vücutlarında bulunan hava torbalarındaki yedek havadan faydalanırlar. Çoğu yılanın sadece sağ akciğeri gelişmiş‚ diğeri adeta kaybolmuştur. Boa ve piton yılanlarında sol akciğerler küçüktür. İri avların yutulması uzun sürdüğü zaman ağız tabanında bulunan soluk borusunun girişi ağızdan dışarı çıkarılabilir. Bu özellik büyük hayvanları yemek için bir adaptasyondur‚ yılana ağız dolu olduğunda dahi nefes alma imkânı sağlamaktadır.

Yılanlar dış kulakları olmadığından uzun zaman sağır zannedilmiştir. Aslında çeneleriyle kulakları arasında kemik bağlantıları olduğundan‚ üzerinde bulundukları toprağın yansıttığı sarsıntıları kolayca işitirler. Çenesini yere koyan çıngıraklı bir yılan çok uzaktan gelen bir atın ayak seslerini bile kolayca duyabilir. Yılanların bulunabildiği arâzilerden geçen bir insan‚ gürültülü ayak darbeleriyle yürüdüğünde hiçbir yılana rastlamaz. Bazı yılanların göz ve burunları arasında ince zarlı iki çukur bulunur. Sıcak kanlı hayvanların vücutlarından yayılan ısı dalgalarını (infrared) tespit ederler. Avlarını karanlıkta bile bularak takip ederler.

Yılan zehiri av etini eritmeye yarayan kuvvetli bir sindirim sıvısıdır. Zehirsiz yılanlarda bile zehirli olan kuvvetli bir sindirim sıvısı vardır. Ağızlarına parmak sokulduğunda veya dişlendiğinde tükürüklerinden dolayı yanma ve şişme yapar. Dişleri sökülen zehirli yılanlarda dişler tekrar sürer. Yılanların renkleri ve boyları çeşitlidir. Zehirli yılanların başları üçgen ve kuyrukları küt olduğu söylenirse de kesin belirtiler olamaz. Her yılanı zehirli kabul ederek onlardan sakınmak gerekir.

KARINCA

Karınca‚ karıncalar (Formicidae) familyasını oluşturan‚ yaban arıları ve arılarla birlikte zar kanatlılar (Hymenoptera) takımında yer alan‚ sosyal yaşam gösteren böceklere verilen ortak addır. Karıncalar‚ Kretase Dönemi’nin ortalarında‚ 110 ile 130 milyon yıl önce yaban arısına benzeyen hayvanlardan türemiş ve çiçekli bitkilerin ortaya çıkışından sonra çeşitlenmiştir. Günümüzde 12.000?den fazla türü sınıflandırılmıştır ve yaklaşık 14.000 civarında türü olduğu sanılmaktadır. Dirsekli antenleri ve ince bellerini oluşturan düğümsü yapıları ile kolaylıkla tanınırlar.

Karıncalar‚ boyutları küçük doğal boşluklarda yaşayan birkaç düzine avcı bireyden‚ çok büyük bölgeleri kaplayan ve sayıları milyonlarca bireyi içeren oldukça yüksek oranda organize kolonilere kadar oluşan topluluklar içinde yaşarlar. Büyük koloniler çoğunlukla “işçi” ve “asker” sınıflarını oluşturan kısır dişilerden oluşur. Bu kolonilerde aynı zamanda verimli erkekler ile bir ya da daha fazla ve “kraliçe” adı verilen verimli dişiler de bulunur. Bu koloniler bazen “süperorganizmalar” olarak tanımlanır çünkü karıncalar tek bir vücut hâlinde koloniyi desteklemek için bir arada çalışırlar.

Karıncalar Dünya üzerinde hemen hemen her kara parçasında bulunur. Kendine özgü karınca türleri bulunan ender yerler Antarktika ile birlikte bazı uzak ve yaşama uygun olmayan adalardır. Karıncalar ekosistemlerin çoğunda yaşayabilir ve kara hayvanları biyokütlesinin yaklaşık %15 ile %25?ini oluştururlar. Bu başarıları sosyal örgütlenmelerine‚ yaşam alanlarını değiştirebilmelerine‚ kaynaklardan yararlanmalarına ve kendilerini savunmalarına bağlanmıştır. Diğer türlerle birlikte geçirdikleri uzun evrim sürecinde‚ benzerlik‚ ortakçılık‚ asalaklık ve karşılıklılık içeren türler arası ilişkiler geliştirmişlerdir.

Birçok insan kültüründe karıncalar‚ mutfakta‚ ilaçlarda ve ayinlerde kullanılır. Bazı türler biyolojik zararlı kontrolünde önemli rol alır. Ancak kaynaklardan yararlanma özellikleri‚ karıncaları insanlarla çatışma içine sokar çünkü tarımsal ürünlere zarar verebilir ve binaları işgal edebilirler. Kırmızı ateş karıncaları (Solenopsis invicta) gibi bazı türleri‚ kazara sokuldukları yeni bölgelerde kendilerine bir yer edinebildikleri için yayılmacı türler olarak görülürler

KELEBEK

Kelebek‚ böceklerin‚ pul kanatlılar veya kelebekler (Lepidoptera) takımının kanatlı fertlerine verilen genel ad. 150.000 kadar türü bilinmektedir.

Vücutları kiremit dizilişi şeklinde renkli pullarla örtülüdür. Pullar‚ uçları yassılaşarak genişlemiş kıllardır. Ufak sarsıntılarda koparlar. İki çift olan kanatlarının büyüklüğü türlere göre değişir. Pek az türde ve bazı türlerin dişilerinde kanat bulunmaz. Emici tipteki ağız parçaları hortum şeklindedir. Kullanılmadığı zamanlar bu hortum başın alt tarafında helezon biçiminde kıvrılır. Balözü emerler. Çiçeklerin balözünün tadını ayaklarıyla alırlar. Tat alma cisimcikleri ayaklarına yerleşmiştir. Ayaklarıyla çiçeğin suyunu kontrol ederler. Beğendikleri takdirde kıvrılı duran hortumlarını uzatarak emerler.

Ağız organları‚ yalnız çiçek tozu (polen) ile geçinen “Micropterygidae” kelebek familyasında çiğneyicidir. Tüylü başlarında büyükçe iki petek göz ve çoğunda iki nokta (osel) göz bulunur.

Kelebeklerde çoğalma yumurta ile olur. Kelebek yumurtaları yarım küre‚ küre‚ silindir ve iğ şeklindedir. Dişileri yumurtalarını tek tek veya gruplar halinde ağaç kabukları veya yapraklar üzerine yapıştırarak bırakırlar. Bazıları da üst üste yapıştırarak kuleler meydana getirir. Bazıları yumurtaların üzerini vücutlarından kopardıkları kıllarla bir kürk gibi kapatırlar. Kışı geçirmek zorunda kalan yumurtalar “Korion” denen sert bir kabukla örtülüdür. Yumurtadan çıkan larvalara “tırtıl” adı verilir. Kışı genellikle tamamen gelişmiş olarak yumurta kabuğu içinde geçirir. İlkbaharda her yer yeşermeye başlayınca kabuğunu yırtarak besin aramaya çıkar. Dişi kelebekler yumurtlarken özellikle tırtılların beslendiği bitki türlerinin üzerine veya yakınına yumurtalarını bırakırlar.

Bazı kelebekler zehirlidir. Çok yavaş uçar ve göz kamaştırıcı parlak renklere sahiptir. Bu renkler düşmalarına karşı bir ikaz işaretidir. Böcekçil hayvanlar yemekten çekinirler. Bazı kelebekler de‚ sahte kafa işaretleri‚ kanatlarındaki göz işaretleriyle ve antene benzeyen kuyruk uzantılarıyla düşmanlarını şaşırtarak kendilerini korurlar. Bu işaretlere aldanan avcı hayvanlar‚ kelebeklerin öldürücü olmayan kısmına saldırır. Yırtık kanatlı bir kelebek hayatını sürdürebilir. Birçokları da kondukları yerlerde tamamen kamufle olabilirler. Kuru yaprak görünümündeki bazı kelebekleri kondukları yerden ayırdedebilmek çok zordur.Ayrıca çiçekteki bizim çıplak gözle göremediğimiz bir ışık vardır.Bu ışık sayesinde kelebekler çiçeği görür.

YABAN ARISI

Yaban arısı‚ zar kanatlılar takımındaki Apocrita alttakımından‚ Vespidae familyasına dahil kanatlı böcekler.Bazı bilinen cinsleri Vespula ve Dolichovespula (sarı ceketliler) ile Vespadır (eşek arısı). Popüler kullanımda daha çok sadece sarı ceketliler (adi yaban arıları) yaban arısı olarak nitelendirilir.

AKAR

Akar (Mayt‚Eng: Mite): İnsan vücudundan dökülen deri tozlarıyla ve parçacıklarıyla beslenen bir canlı türüdür. İnsan vücudunda milyarlarca akar yaşamaktadır. En çok halı‚ koltuk‚ yatak ve tüylü veya kirli ortamlarda bulunur. Nemli bölgelerde yaşayan ve astıma sebebiyet veren akarlar‚ mikroskop aracılığıyla görülebilir. 55 mikron boyutuna kadar büyüyen akarlar vardır. 1gr deri parçası 1.000.000 akarın beslenmesi için yeterlidir. 156 çeşit akar vardır. 5 yıl kullanılan bir yatakta 5 ile 10 milyon akar yaşadıgı sanılmaktadır. İnsan sağlığı için büyük tehlike oluşturmaktadırlar.

EV TOZU MAYT(AKAR) ALERJİSİ:

Ev tozu mayt‚ küf sporları‚ hayvan kürkü ve tüyü‚ bütün yıl mevcut olan yıllık rinit’in ’tekrarlanan’ semptomlarını tetiklemekten sorumludur.

Semptomlar‚ mevsimsel alerjik rinitinki ile aynıdır‚ ancak burun tıkanması ve sinüslerin iltihaplanması‚ (sinusitis) sık sık görülen komplikasyonlardır. Birçok şikayete‚ gerçek hayatta bütün ev tozlarında bulunamayan‚ fakat münhasıran yatakta bulunan ev tozu maytı sebep olur. Çalışmalar‚ yatakta bulunan tozun‚ yerde bulunan tozdakinden % 100 daha yüksek konsantrasyonlarda toz maytı içerdiğini göstermiştir.

Mayt‚ sadece aşağıdaki şartların hakim olduğu yerlerde yaşar ve ürer (alerji yaratan etkenler üretir):

Dermatophagoides pteronyssimus adı verilen‚ ev tozu hassasiyeti veren alerji yaratan etkenlere eşdeğerde olan maytın metabolizma ürünü‚ kronik inatçı alerjik rinite sebep olan alerji yaratan etkenler arasında en çok bilinen ve en yaygın olan alerji yaratan ekenlerden biridir. Alerji semptomları iyi bilinmektedir: hapşırma‚ rhinorrhea (burun akıntısı)‚ burun kaşınması‚ burun tıkanması‚ gözlerin ve damağın kaşınması.

Şikayetlere‚ aşağıdaki durumlarda ev tuzu maytı sebebiyet verebilir:

Aile içinde bir takım alerjik hastalıkların zaten meydana gelmiş olması. Alerjik hastalık büyük bir olasılıkla yeni doğan çocuklarda görülür. Alerji erkek çocuklarda daha sıktır. Alerji menşeli bir hastalığın zaten hastada görülmesi durumunda. Semptomlar daima verilen bir yer ile (örneğin yatak odası) ilgilidir. Daha kalın akıntı ile birleşen burun tıkanması gece görülür. 7-10 günden fazla süren sulu burun akıntısı. Burun şikayetleri ateş olmadan görülür. Bir Antibiyotik tedavisinden sonra dahi‚ semptomlar iyileşmez.

AKREP

Akrep (Scorpiones)‚ takımını oluşturan genellikle sıcak ve nemli bölgelerde yaşayan‚ vücutları sert kitin bir tabaka ile örtülü‚ kıvrık ve kalkık kuyruğunda zehir iğnesi bulunan eklembacaklılara verilen ad.

Taşların altında‚ duvar yarıklarında‚ kurumuş ağaç kabukları altında veya yer altında kazdıkları dehlizlerde rastlamak mümkündür. Karlı bölgeler hariç hemen hemen her yerde yaşarlar. Yalnız yaşamayı severler. Boyları 2 cm ile 15 cm arasında değişir. Yassı halkalardan teşekkül eden vücut; başla kaynaşmış bir gövde‚ karın ve kuyruk (telson) olmak üzere üç bölümden meydana gelir. Gövdede önden arkaya doğru büyüklükleri artan‚ uçları çift çengelli dört çift yürüme bacağı bulunur. Gövdeye bağlı karın kısmı ise 7 geniş halkadan meydana gelmiş‚ alt yüzeyinde birinci halkada kapaklı bir adet cinsiyet açıklığı‚ ikinci halkada dokunum ve iz bulma görevi yapan bir çift tarak organı‚ 3‚ 4‚ 5 ve 6. halkalarda “kitap trakeleri” adını alan solunum organına ait birer çift olmak üzere toplam dört çift solunum deliği (stigma) vardır. Karın kısmından sonra 6 adet dar ve yuvarlaksı halkalardan meydana gelen ve bir yay gibi sırta doğru bükülebilen akrebin kuyruğu‚ eğrilmiş bir zehir iğnesi veya mızrağını taşıyan şişkin halka ile biter. Akrep‚ yürüdüğünde kuyruğunu kaldırır.Kaygan yüzeylere tırmanamaz. Halk arasında vücudunun son bölümü her ne kadar akrebin kuyruğu olarak biliniyorsa da‚ gerçekte karın kısmının daralan uzantısıdır. Çünkü içinden bağırsak geçmekte olan telsonun sondan bir önceki halkasında dışkılık son bulmaktadır. Akrepler türlerine göre değişen oranlarda zehirlidir.

BİT (PARAZİT)

Eklembacaklılar (Arthropoda) şubesinin‚ böcekler (Insecta) sınıfının bir takımı. Bitlerde metamorfoz (biçim ve yapı değişmeleri) bulunmaz. Yumurtadan çıkan yavrular‚ ergine benzerler. Kanatları yoktur. Kuşlarda yaşayanlara ısıran bitler denir. Her kuş türüne musallat olan bir iki bit türü vardır. Memelilerde asalak olarak yaşayanlar; insanlar‚ maymunlar‚ toynaklı memeliler (at‚ koyun‚ sığır vs.)‚ kemiriciler (tavşanlar‚ fareler vs.)‚ etçil memelilerden bazıları (köpek‚ kurt‚ morslar) üzerinde barınırlar. İnsanlar üzerinde yaşayan bitler üç türlüdür:

Bitler kopan deri parçaları‚ deriden salgılanan yağ ve bazen kan ile beslenirler. Bit’in yumurtası sirke adını alır ve bit’in tükrüğünden salgılanan yapışkan bir madde ile saça yapışır. Özel ilaçlı şampuanlar ve ince taraklar olmadan saçtan kopartılamaz. Bitler ortalama bir hafta yaşarlar.

BAŞ BİTİ (PEDİCULUS HUMANUS CAPİTİS)

2-3 mm boyunda olup‚ insanların başında yaşar. Dişisi halk arasında sirke denilen yumurtalarını özellikle ense ve kulak arkası saç kıllarının diplerine kitin kılıfı ile tek tek yapıştırır. Yavrular 2-3 haftada ergin hale gelirler. Fazla yaygın bir türdür.Çocuklarımıza okullardan bulaşabilir.

KIL BİTİ (PHTHİRİUS PUBİS)

Baş hariç‚ vücudun sakal‚ göğüs gibi diğer kıllı yerlerinde barınır. Kıl diplerine gömülü olarak görülür. Fazla kaşınmaya sebeb olur. 1-1‚5 mm uzunluktadır.

ELBİSE BİTİ (PEDİCULUS VESTİMENTİ)

Vücudun tüysüz veya az tüylü yerlerinde yaşadığından vücut biti de denir. 3-4 mm boyundadır. Yumurtalarını çamaşırların kıvrımlı yerlerine yapıştırır. Tifüs hastalığını yaydığından çok tehlikeli bir asalaktır. Tifüs mikrobu bitin barsağında çoğalıp dışkısı ile insana bulaşır.

Bitki özünü emen yaprak bitleri hayvansal bitlerden ayrıdır.

Ağaç kabukları‚ taş ve kitaplar arasında yaşayan kitap bitleri (Psocoptera) de ayrı bir grup olup ağız yapıları çiğneyici tiptedir. Kitap yaprağı‚ yosun‚ mantar ve polen (çiçek tozu) ile beslenir. Kanatlı ve kanatsız olanları vardır.


ÇEKİRGE

Çekirge‚ düz kanatlılar (Orthoptera) takımından Caelifera alt takımının sıçrayıcı üyelerine verilen genel ad.

Anadolu’da yaşayan çekirgeler türlerine göre‚ 4-5 cm arasında değişen büyüklüklerde değişmektedir. Bilinen en küçük çekirge türü 2 cm olup şimdiye kadar tespit edilen en büyük çekirgelerin boyları 20 cm kadar olup‚ özellikle göçmen çekirge türlerinin diğerlerine göre 5 – 10 cm daha büyüktür.

Çekirgeler‚ özellikle sıcak çöllere yakın yerlerde (Akdeniz çevresindeki bölgeler‚ Kuzey Amerika ve Arjantin’in orta kesimi‚ Asya ve Afrika çöllerine yakın bölgeler) tarıma büyük zarar verir. Türkiye’de çekirgeden zarar gören kesimler Güney Anadolu ve Trakya’dır. Çekirgeler zengin bitki örtülü ülkelere yaptıkları deşhet verici göçlerle ünlüdür. Kümeler halinde bırakılan yumurtalardan ilk yağmurlardan hemen sonra çıkan kanatsız çekirge yavruları büyük topluluklar halinde bitkilere saldırır. Yavrular erginleşip kanatlanınca göçün hızı daha da artar: karabulut gibi göç eden çekirge sürüsü indiği yerdeki bitkileri kısa sürede yiyip bitirir. Sıcak mevsimin sonunda dişiler bulundukları yerde yumurtlar; daha sonra erginler kalabalık topluluklar halinde ölür ve bu defa da cesetleri hastalıklara yol açar

Çekirgelere yapılan savaş çeşitli etmenlere bağlı olarak değişir: çekirge sürüsünün büyüklüğü‚ göç biçimi‚ sürüyü oluşturan bireylerin erişkin olup olmamaları vb. Günümüzde‚ yere konmuş çekirgelerin silindirle ezilmesi‚ gürültü yapılarak ya da yumurtaların yakılması ya da üzerine kaynar su dökülmesi gibi yöntemlerin yanı sıra çekirgeleri yok etmede böcek öldürücü ilaçlar da kullanılmaktadır.

ÇİYANLAR

Çiyanlar (Chilopoda)‚ çok hızlı hareket eden‚ uzun vücuda sahip‚ eklembacaklılar şubesine ait bir kırkayak sınıfı. Zehirlilerdir ve Antarktika dışında heryerde yaşarlar. Boyları 50 cm ile 10 cm arasıda değişir. Türkiye’deki çıyanlar en fazla 35 cm olabilirler.

FARE

Fare‚ kemiriciler (Rodentia) takımının Myomorpha alt takımından‚ başta ev faresi (Mus musculus) olmak üzere çok sayıda küçük memelinin ortak adı.
Belirli bir taksonomik gruba karşılık gelmeyen “fare” adı‚ bilimsel adlandırmada özellikle Muridae familyasının üyeleri ile Cricetidae familyasının Hespromyini oymağı (Yeni Dünya fareleri) için kullanılır. Bununla birlikte Muridae familyasının Rattus cinsini oluşturan ve halk arasında lağım faresi ya da keme olarak da bilinen kemiricilere sıçan denilir. Cricetidae familyasının Microtus cinsini oluşturan ve tarla faresi olarak da bilinen kemiriciler ise fare türü değildir.
Çok hızlı kaçabilen ve çok hızlı üreyen hayvanlardır‚ yeryüzünün bütün karalarına dağılmışlardır.

Yanaklarından omuzlarına kadar inen küçük astarlı iki dış çene keseleri vardır. Fareler bu keselerde yiyecek taşırlar‚ temizlemek gerektiğinde de içini dışına çıkararak çevirip temizlerler. Avurdu keseli fare yuva yaparken toprağı güçlü ön pençeleriyle kazar. Kıvrık kesici dişlerini sert toprak ve taşları yerinden oynatmak için kullanır. Kesici dişleri sürekli olarak büyüdüğü için aşınan yüzeyler hemen yenilenir.

Tahıl‚ kök‚ meyve‚ ot‚ böcek gibi çok çeşitli yiyeceklerle beslenirler.

Ayrıca‚ farelerin genetik yapısı ile insan genetik yapısının ileri düzeydeki benzerliği ve üreme hızları dolayısıyla‚ kobay olarak yaygınca kullanılırlar.

ZARARLARI VE YARARLARI

Tarlalara‚ ambarlara ve evlere dadanarak insanın besin kaynaklarına ortak olurlar. İnsan eliyle yapılmış korunaklı yapılarda yaşamayı yeğleyen birçok tür‚ depolanmış yiyecekleri tüketen‚ her çeşit gereci kemiren‚ hatta hantavirüs‚tifüs‚ veba gibi salgın hastalıkları taşıyabilen önemli zararlılardır. Doğada yaşayan ve kalabalık sürüler halinde bulunduklarında zaman zaman tarım ürünlerine büyük zararlar verebilir. Buna karşılık yiyecek bulamadıklarında evcil hayvanlara saldırırlar. Birçok yabanıl hayvanın en önemli besinlerinden biri olan fareler bu yönleriyle doğal dengeyi koruyan hayvanlar olarak da kabul edilir.

Fare hayvanlar âleminin birer üyesi olup kemirgenler içinde incelenen memeli bir hayvandır. Fareler diğer haşerelerden farklı bir yapıya sahiptirler. Dünyanın her yerinde yaşayan ve hem otçul hem de etçil beslenen hayvanlardır. Yapıları türlerine bağlı olarak değişmektedir fakat vücut biyolojileri aynıdır. Fare haşeresi bir iskelet sistemine sahiptir. Bu bakımdan vücut yapısı gelişmiş bir haldedir.

Farenin bedeninin bitiminde uzunca kuyrukları bulunur bazı türlerinde bu kuyruk bedenin 2 katı kadar olabilmektedir. Fare kuyruğunu genellikle tutunma aracı olarak kullanır. Farelerin baş kısmında ağız yapıları bulunur ve ağzının içinde sıralı halde dişleri vardır. Farenin dişlerinin özelliği çok sert cisimleri dahi kemirebilirler.

Bazen mermer gibi sert cisimleri dahi kemirirler. Bu kemirilme aşamasında farenin dişleri körelir fakat farenin dişlerinin özelliği dişlerin kendisini yenilenmesidir. Körelen dişler kendi kendini yeniliyor. Farelerin tükürük salgısı da narkoz etkisinde insan ve hayvanları pasif durumda yakaladıkları zaman‚ özellikle geceleri bu canlıların kulak‚ burun‚ dudak ve parmaklarını kemirerek yerler.

Tükürüğünün özelliğinden dolayı canlılar bunu fark etmezler. Fareler’de burun başın ön kısmındadır ve çok güçlü koku alma hissine sahiptirler. Fareler birçok hayvanı kokusundan tanır. Ve yiyeceklerin kokusunu da çok uzaktan algılarlar. Farelerde ağız ile burun arasında bıyıkları vardır.

Bazıları lağımda. Bazıları sularda bazıları da tamamen doğada yaşarlar ve yaşadığı çevreden beslenirler. Bunun yanında fareler besin olarak böcekleri‚ ölü hayvan leşlerini ve atık olan her şeyi yerler. Fareler çeşidine ve türüne göre faklı sayıda çoğalırlar. Bazı fare türleri yılda 4 bazıları ise 6 defa yavrularlar. Fareler diğer haşerelerden farklı olarak üremede canlı yavru doğururlar. Yani fareler herhangi bir yere yumurta bırakmazlar. Evinizde fare olup olmadığını anlamak için temizlik yaptığınızda eğer evde fare pisliği var ise mutlaka evinizde fare var demektir. Fare pisliği pirinç tanesi büyüklüğünde ve siyah renktedir.



EV FARESİ

(Mus musculus)‚ dünyanın insandan (Homo sapiens) sonra en kalabalık nüfusa sahip olduğuna inanılan memelisidir. Hemen daima insanlara çok yakın ortamlarda yaşayan ev faresinden türetilmiş olan laboratuvar fareleri ise hem en sık kullanılan laboratuvar memelisi‚ hem de biyoloji ve tıpta önemli model canlılardır

Ev faresinin evcil bir formu olan beyaz laboratuar faresi‚ tıp deneylerinde çok kullanıldığı gibi ev hayvanı olarak kafeslerde de beslenir.Yaklaşık 2 yıl yaşar.
Yavrular doğumdan iki-üç ay gibi kısa bir süre sonra cinsel olgunluğa erişir ve dişiler yaklaşık üç haftalık bir gebelik dönemimin ardından 12 kadar yavru doğurabilir. Sıcak ülkelerde ya da ısıtılan ortamlarda ev faresinin üremesi mevsimlere bağlı değildir.

gumuscunGÜMÜŞÇÜN
Gümüşçün (Lepisma saccharina)‚ Lepismatidae familyasından vücutları gümüşümsü bir renk ile kaplı olan böcek türü.

Yetişkinlerinin boyları 12-19 mm arasındadır. Kanatları yoktur. Gümüşçünlerin dişileri günde ortalama 1-3 yumurta bırakırlar. Yumurtlamak için seçtikleri yerler yarıklar‚ hareketsiz nesnelerin altları‚ süpürgeliklerdir. Yumurtaları‚ ev koşullarına çok uygun 20-22 C derece ve %50-75 oranında nemde gelişirler.

Yumurtadan erişkin hale gelmesi 3-4 ayı bulur. Yaşam süreleri üç yıldır.

Tüm gümüşçünler gün boyunca çatlak ve küçük aralıklarda saklanırlar. Evin her bölümünde görülebilir. Gümüşçünlerin kütüphaneler‚ ofisler ve arşivleri de istila etmeleri söz konusudur. Yiyecek aramak için dolaşırlar‚ ancak kaynağı bulduklarında ona yakın yerleşirler ve hareketleri azalır. Besin almadan ve su içmeden haftalarca yaşamını devam ettirebilir.

Kağıt zararlısı olarak da bilinirler. Bina içlerine kartonlar‚ kâğıtlar‚ koliler‚ duvar kâğıtları ve kitaplarla girerler. Özellikle sırlanmış kâğıtları ve duvar kâğıtları gibi yapışkanlı kâğıtları tercih ederler. Proteinli besinleri tercih ederler. Kendi türleri dahil ölü böcek kalıntıları ile beslenirler

guveGÜVE
Arctiidae familyasından bir güve türü olan Dev leopar güvesi yani Hypercompe scribonia.

Güve‚ odun‚ kumaş ve kürk gibi şeylere musallat olan çeşitli cinsten böcek ve kurtçuklara verilen ortak ad.

Güve denince sadece asıl güveler (Tinea) değil‚ güvegillerden olan ve tırtılları mağaza ve ambarlarda büyük zararlara yol açan küçük kelebeklerin hemen hepsi anlaşılır. Gerçek güveler‚ evlerde yaşayan küçük parlak böceklerdir. Beyazımsı tırtılları sık dokulu ağdan yuvalarda yaşar‚ yün kumaşları‚ kürkleri‚ tüyleri vb. kemirir. Halı güvesi (Tineola biseliella)‚ kürk güvesi (Tinea pellionella) en zararlıları arasındadır.

GÜVEDEN KORUNMA

Güveleri yok etmek için kumaşları‚ kürkleri sık sık pataklamak‚ fırçalamak‚ her mevsimde güneşe ve açık havaya çıkarmak gerekir. Sandık ve dolaplara güveye karşı konacak en iyi maddeler ham kâfuru‚ naftalin‚ paradiklorobenzen‚ piretr veya rotenon tozudur.ayrıca giysileri katlayıp rafa dizmek yerine askılara asabilirsiniz.

BUĞDAY GÜVESİ

Dünyanın her yerinde bulunan bu güve‚ tarla ve ambarlardaki buğday ve mısıra dadanır. Dişi kelebekler Haziran ortasında yumurtalarını başakların üstüne bırakır‚ yumurtadan çıkan tırtıllar‚ daha olgunlaşmamış tanelere girerek içten yemeye başlar. Tahıllar hasat edilince‚ gelişmiş olan tırtılların verdiği ikinci döl ambardaki tanelere yerleşir. Bu böceklerle savaşta‚ sülfür buharı veya karbon tetraklorür ile karıştırılmış karbonsülfür kullanılır. Güve tarafından yenmiş buğdayla yapılan ekmek sağlık için tehlikelidir.

KIRKAYAKLAR

Myriapoda altbölümünü (İngilizce: subphylum) meydana getiren eklem bacaklı canlılar. Yaklaşık 13.000 türü vardır ve tamamı karada yaşarlar. Myriad sözcüğü Yunanca 10.000 anlamına gelir. Myriapoda adı ayak adetlerinin çokluğuna binaen verilmiştir. Türün ayak adedi genellikle 10 – 750 arasında değişir. Ondan az ayaklı olanlarına da rastlanılır. Bir çift antenleri ve basit yapılı gözleri vardır.

KULAĞA KAÇAN

Kulağakaçan (Forficula auricularia)‚ Karınlarının bitimindeki çatal şekildeki kıskaçlarıyla göze çarparlar. Dermaptera takımındaki bu böcekler hem etçil (küçük böceklerle) hem de otçul olarak beslenirler. Yavru bakımı yapan böceklerdir. Kışları ağaç kavukları‚ taş dipleri‚ duvar çatlakları gibi kuytu köşelerde geçirirler. Bu yüzden evlerde de görülebilirler. Kulağakaçan ismi yanlış inanışlardan ileri gelmektedir; birçok insan kulağa girip beyine yerleştiğini düşünmektedir. Sanılanın aksine zararsız böceklerdir.
Yetkili Adı Soyadı - Pozisyonu:

Sadık Ülker
Firma Sahibi
Firma Adresi / İlçe:

PCS Pest Kontrol Servisi Ltd. Şti Merkez Mah. Tüloğlu Sok. No: Altınşehir Başakşehir - İstanbul
1
Firma Telefon Numarası:

0212 6876065
Firma Cep Numarası:

05347786336
Firma Web Adresi:

Firma Mail Adresi:

abocekilaclama@hotmail.com
Bu Firma 2666 kişi tarafından görüntülendi | Facebook | Twitter
Firma Harita:

41.07468051040363, 28.75318944454193, 18 PCS Haşere Böcek İlaçlama 0212 6876065
Firmaya Mesaj Bırak :

Adınız Soyadınız :*

 
Konu *

 
E-Posta Adresiniz :*

 
Mesajınız *